Ölüm yadigarları, yetimleri gidişin

“Ölümün olduğu yerde, ne kadar zor olabilirdi ki yazmak bir günceyi?” Bu blogu kurarken böyle düşünürdüm -dahası birkaç gün öncesine kadar-

2013, 14 Kasım Perşembe, 18:00; bir yaprağını daha kaybettik ailemizin. Sultan’ımız, babaannemiz Sultan Bilgin; uğurladık ebedi huzura…

Tebessümüyle hatırlanacak fikirlerde
Tebessümüyle hatırlanacak fikirlerde

14 gün boyunca enfeksiyon sebebiyle yataklı tedavi uygulandı. Yandaki fotoğrafı son yemek yediği, son gülümsediği, son konuştuğu; ağırlaşmadan önceki son fotoğrafıdır. Son iyi haliyle hatırlansın istedim; kendi de böyle istemişti.
Kendi toprağında, dünyalık sevdasının yanında yatıyor Gülyüzlümüz. Defin, cenaze, ritüeller ve hepsi sonrası not düşmek istediklerim sebepli kaleme sarıldım. Her zaman olumsuz algıladığımız ölüm kavramına sarılıyor; huzura kavuşmasıyla avunuyoruz şimdi… Gidenden çok kalanı biliriz hep; kalanızdır, hatıraları hatır eden, yaşatan, sarılanız. Yadigarlarıyız ölümün ardı sıra, sıra bize gelene dek…

Cenazesi kalabalık olan cennetliktir denir hep; hayli kalabalıktı bizimki de. Kötü günün kenetlenen elleriydi tüm ahali. “Dostlar sağolsun”un dostları, “Allah sabır versin”in sabır için ellerini açanları, arayan, yanımızda olan/olabilen, olamayıp yürekten acımızı paylaşan tüm dostlara borcumuzdur teşekkür, şükran. Bahsetmek istediklerim bu paralelde daha çok. Zira hepimiz bilir bu gibi durumların organizasyonel problemlerini. Deyim yerindeyse her kafadan çıkan sesin, aynı acıyı paylaşan insanları karşı karşıya getirmesini; dünyalık dertler sebepli kırılmışlıkları; “ben ona el uzatmam”ları, “o öyle olmaz, böyle olur”ları vesaire… Bizde de yaşandı benzerleri tabi. Cenazemizi filmize edip, görmezden gelmeyeceğim tabi perde arkasını. Fakat tüm problemlerin rafa kaldırılıp, birlik olunmasının; küskünlerin barışmasının; daha ziyade yukarıdan bakıldığında hiç olmaktan fazlası olmayan problemlerin hiç olmaktan fazlası olmadığının fark edilmesinin bir örneğiydi cemiyetimiz. Gülyüzlümüz bunu öğütlemiştir bize giderken, kim bilir?…

Henüz memleket yoluna düşmüşken, varlığına şükrancı olduğum bir abimin alıntısı kazındı zihnime: (We Plan, God laughs – Sherre Hirsch)

Biz planlar yaparız, tanrı gülümser bize.

Böyle değil mi hayatın özeti? Kim planlardı ki böyle bir gidişi, böyle yakmasını yüreği?… Önemli olan kalanlığın hakkını verebilmek değil mi? Kalanız yalnızca, başka bir zümre, başka bir grup; sen, ben, o yok; yalnızca kalan. Hep birlikte olması gereken, kenetlenmesi gereken zümre.

Tüm çabalarına, yardımlarına ve dostluğuna müteşekkir olduğumuz yine bir abim özetliyor aslında:

Önemli olan kardeş doğmak değil, kardeş ölmektir.

Böyle derdi Sultan’ım ömrünün üzerine dile gelse, eminim:

Cennet bahçelerinin meleği ol, huzurda uyu Gülyüzlüm, Sultan’ım…

542 kez okundu.

Sen de yorumla