Yaşamın küçük hazineleri: Uzun yol kitapçıları

Şşşş! Kulak verin sesime; belki de daha önce fark etmediklerinizden bahsedeceğim…

Gün içerisinde iki mekan arasında gel-git yaparak tükettiğimiz ömürlerden oluşuyor çoğumuzun hayatı. Sizinki daha mı fazla? Kaç farklı mekanda mekik dokuyorsunuz peki? Kaç günde bir değişiyor bu döngü? Klişe “yaşamdan zevk alma yolları” sunumlarının cümlelerini bırakalım; gerçeği düşünelim. Yapmak zorunda olduklarımız diyerek tanımladıklarımızı çıkardıktan sonra; neler kalıyor geriye yaşamımızdan? Fark ettiklerimiz neler yaşamın kırıntılarına sıkışmış hazinelerden…

Bu sor(g)uları not edelim. “Hayat bu mu gerçekten!” dediğimiz her vakitte soralım kendimize. Belki problem hayatta değil, bizdedir…

Hazineler

Aynı yere yüzlerce, yıllarca, ömürce bakıpta fark etmediğiniz minik bir hazine bulduğunuzu düşünün. Hazine diyorum; genellikle gördüğünüz an size yaşattığı duyguyu -birden fazla duyguyu aynı anda belki- tarif bile edemediğiniz şeyler. Ne kadar da güzel olurdu değil mi? Artık saklı bir hazinenin sahibisiniz. Daha güzeli de var! O hazine hep sizindi…

Bütün günün karmaşası ortasında fark ettiğim hazinelerim var benim. Bir kitap, yazı yazılabilen herhangi bir yere bir yakınım tarafından düşülmüş bir not, ucu koparılmış bir yaprak parçasının tam anında ayak ucuma düşmesi, rasgele çalan parçanın ortasındaki bir sözcüğün ömre bedel anılarımı yineletmesi, kurulmuş bir cümle, savrulmuş bir tebessüm… Öyle hazineler ki, bulduğumda yaşamış sayıyorum o günü. Yaşadığımı hissettiriyor; veya boş yaşamadığımı.

İşte bu hazinelerimden bahsedeceğim sizlere. Eminim size de hatırlatacağı hazineleriniz olacak; kaçırdığınız an’larınızı tazeleyecek zihniniz… Daha iyi bir fikriniz varsa şu an; bırakın okumayı lütfen…

Uzun yollara saklanmış ucuz kitaplar

Daha önce uzun bir yola çıktınız değil mi? Hani yol boyunca düşünerek, istemeseniz de günlük temponuza ara verip daha farklı açılardan kendinizi seyrettiğiniz vakitlerden bahsediyorum. İş gezisi, tatil, ziyaret, okul; sebep ne olursa olsun kendinizi, çevrenizi, sağ çaprazınızda oturan kişinin yaşantısına, karakterine dair ipuçlarını gözlemlemeye yetecek boşluk bir vaktiniz var. Çoğunu da istemediğiniz halde yaparsınız farkına varmadan. Bir ziyaretinizi anlatın desem neler söylerdiniz acaba?

Uzun yol dedik; molalarımız da olacak elbet. Hani geçen saatlere ve en yakın yerleşim birimine saatlerce uzakta olmanıza istinaden, ihtiyacınız olan herşeyi bulabileceğiniz mola yerleri. Neredeyse hepsinde olan, alfabenin tüm harflerinin bulunduğu anahtarlıkları hatırlayın. Kolyeler, bileklikler de kabul. Gördüğünüzde son sevgilinizin veya sevgisizinizin baş harfini aramadınız mı hiç yani? Veya isim yazılan hatıraları gördüğünüzde bir sevdiğinizin ismini yazdırmayı düşünmediniz mi hiç? Geçelim bunları peki; gece yolculuklarında ısınmak için soğuk havada içtiğiniz çayı yudumlarken neler geçiyordu aklınızdan?

Kitaplar; konsept olarak uzun yolculuğunuzun sıkıcı geçmemesi için mola yerlerinde çok ucuza satılan kitaplar. (Hayatında okuduğu üç – beş kitabı yalnızca seyahatlerinde okuyan insanlar tanıdım) En azından reyonda hangi kitapların olduğuna gözünüz takılmıştır elbet. Bulduğum bir tanesine takılıp kaldım kelimenin tam anlamıyla!

Gelmesem de bekle beni

Bir Adem Özbay kitabı. İfadenin derinliğine bakın: Gelmesem de bekle beni! Düşünsenize, hayatınızda kaç kişiye kurabildiniz bu cümleyi, kaçına kurmak istediniz yada kurmak zorunda kaldınız… Kim beklerdi sizi gelmeseniz dahi; ne uğruna bekletirdiniz birini gelmeyeceğiniz halde… Gündelik sayılabilecek sınav koşuşturmacalarından birinde keşfettim bu kitabı. Aynı cümleyi kurmak istediğim biri vardı yaşantımda önceleri ve belki aynı yere bir önceki ziyaretimden beri; yoktu…

Kitabın fiyatı konsepte tam olarak uyuyor: 3,95 TL! Kitabı edinmek ister misiniz? Online satın alabilirsiniz buradan; 2,49 TL! Leziz bir dille tüm yaşantınızı sorgulatabilecek bir kitap. Tek okuyuşta bitiremezsiniz, yenemezsiniz bu eseri. Yanınızda taşırsınız, döner döner okursunuz cümle cümle. Ben de öyle yapıyordum. İşim gereği sürekli olarak yanımda olan çantamda bu kitap vardı. Genellikle elektronik aletler taşıdığım çantamda bir kitap! gören arkadaşlarım şaşırdı durdu hep; ne işi var onun orada! Günün en yoğun vaktinde çantada olan bir diski almak için yeltendiğimde gözüme takılan kitabın ismi; yıllardır görmediğim birinin şirketin önünden geçmesiyle hatırladığım kitapta geçen bir cümle, şirkette dinlediğim şarkıların yaşattığı yaşam filmimden bir kare yine; yine kitabın bir cümlesinde… Hani beynimizle algıladığımız dünyanın, o an yaptığımız işin ve düşündüğümüz zihnimizdeki fikrin koptuğu, adeta araya reklam giren bir filmdeki kırılmayı yaşan anlar gibi…

Kitabın arka kapağını yazıyorum birebir:

Şehre herkes yakışıyor şimdi. İşportacı delikanlılar, tuzu kuru tüccarlar, öğrenciler, dilenciler ve yalancılar. Şehre bir ben yakışmıyorum. Çünkü, sensiz bir şehrin toprağında ayak izim öksüz duruyor. Sensiz, penceremde gün ışığı mahzun. Sanma ki yolcular sadece bavullarını alarak giderler bir şehirden. Giderken bana verdiğin güvercin ürkekliğini götürdüm, yağmur ferahlığını, kardelen cesaretini…

Kavuşmaya yüzümüz olsun diye, ağlamadım. Unutmamaya kavlimiz olsun diye, mahzun dokunmadım kirpiklerine. “Sen ağlama kirpiklerin ıslanır”, ağlama, bekle yalnızca. Emanetlerini yerli yerine, yani bakışlarını Zühre yıldızının burcuna, sıcaklığını mezarımın başucuna ve aşkını hüzzam bir yağmurun dudağına koymaya ahdetmiş bu adamı bekle, gelmesem de…

698 kez okundu.

Sen de yorumla